İyisi kötüsü yok.
İyi yok, kötü yok.
Sen varsın, ben varım,
biz varız.
Gözlerin yanıltmasın seni.
Anlayabilmen için görüntüler, sesler.
Niye kategorize edersin?
Aslında baktığın sensin.
Bir daha bak.
Ama korkmadan bu sefer.
Parladığını göreceksin.
O zaman bir bakmışsın,
tek olmuşuz.
30 Nisan 2009 Perşembe
18 Nisan 2009 Cumartesi
Mösyö Brun
Madam Le Peto'nun aksanındaki garipliği şimdi fark etmen şaşırttı beni dedi Mösyö Brun elindeki kalemi mürekkep şişesine batırırken.
Matmazel Adalyn'nin yazdığı mektuba cevap vermeye karar vermişti o sabah. Ona karşı hiçbir şey hissetmediği ve onu tekrar görmesinin anlamsız olduğu gerçeğini söylemeyi ne kadar da çok isterdi aslında. Ama Matmazel Adalyn'nin o ağlamaklı sesini ve gerçeği öğrendiğinde oluşacak yüz ifadesini görmektense, 5000 yıl boyunca onunla evli kalmayı tercih ederdi.
Ve aynen dediği gibi yaptı.
1346 sonbaharında evlendiler.
5 çocuk yaptılar.
10 tane torunları oldu.
Cesetleri Grasse kasabası'ndaki evlerinin bahçesine gömülü halde bulundu.
5 yıl boyunca yapılan araştırmalar neticesinde herhangi bir sonuca ulaşamayan emniyet dosyayı işlemden kaldırdı.
Geçen gün inceleme fırsatı buldum bu konuya ilişkin belgeleri.
Dikkatimi ilk çeken şey Mösyö Brun'un, Matmazel Adalyn'e yazıp asla vermediği mektuptu.
Mösyö Brun mektubunda aynen şöyle diyordu:
" seninle evlenmek istediğime eminim çünkü sana aşık değilim. Aksi halde Penelope ile evlenirdim"
Mektubu okuduktan sonra Penelope'yi araştırmaya karar verdim. 5 dakika içinde adresine ulaştım ve yarım saat sonra Penelope'nin St. Tropez'deki evine gitmek üzere yola çıkmıştım bile.
3 saat sonra oradaydım.
70 yaşlarında kocaman mavi gözleri olan yaşlı bir kadın açtı kapıyı.
Evet karşımda duran Penelope'nin ta kendisiydi.
Beni içeri davet etti.
Mösyö Brun ve ona olan aşkından konuştuk uzun uzun.
Konuşmamızın sonunda bana "Mösyö Brun'a selam söyle" dedi.
Başta yanlış anladığımı sandım.
Ama aynı cümleyi tekrarladı.
2 dakika sonra bir hafiflik hissettim.
Uçuyordum sanki.
Ölüyordum ya da.
Penelope, Mösyö Brun'a selam söylemem için öldürmüştü beni.
Ne büyük bir aşk ama.
Matmazel Adalyn'nin yazdığı mektuba cevap vermeye karar vermişti o sabah. Ona karşı hiçbir şey hissetmediği ve onu tekrar görmesinin anlamsız olduğu gerçeğini söylemeyi ne kadar da çok isterdi aslında. Ama Matmazel Adalyn'nin o ağlamaklı sesini ve gerçeği öğrendiğinde oluşacak yüz ifadesini görmektense, 5000 yıl boyunca onunla evli kalmayı tercih ederdi.
Ve aynen dediği gibi yaptı.
1346 sonbaharında evlendiler.
5 çocuk yaptılar.
10 tane torunları oldu.
Cesetleri Grasse kasabası'ndaki evlerinin bahçesine gömülü halde bulundu.
5 yıl boyunca yapılan araştırmalar neticesinde herhangi bir sonuca ulaşamayan emniyet dosyayı işlemden kaldırdı.
Geçen gün inceleme fırsatı buldum bu konuya ilişkin belgeleri.
Dikkatimi ilk çeken şey Mösyö Brun'un, Matmazel Adalyn'e yazıp asla vermediği mektuptu.
Mösyö Brun mektubunda aynen şöyle diyordu:
" seninle evlenmek istediğime eminim çünkü sana aşık değilim. Aksi halde Penelope ile evlenirdim"
Mektubu okuduktan sonra Penelope'yi araştırmaya karar verdim. 5 dakika içinde adresine ulaştım ve yarım saat sonra Penelope'nin St. Tropez'deki evine gitmek üzere yola çıkmıştım bile.
3 saat sonra oradaydım.
70 yaşlarında kocaman mavi gözleri olan yaşlı bir kadın açtı kapıyı.
Evet karşımda duran Penelope'nin ta kendisiydi.
Beni içeri davet etti.
Mösyö Brun ve ona olan aşkından konuştuk uzun uzun.
Konuşmamızın sonunda bana "Mösyö Brun'a selam söyle" dedi.
Başta yanlış anladığımı sandım.
Ama aynı cümleyi tekrarladı.
2 dakika sonra bir hafiflik hissettim.
Uçuyordum sanki.
Ölüyordum ya da.
Penelope, Mösyö Brun'a selam söylemem için öldürmüştü beni.
Ne büyük bir aşk ama.
1 Nisan 2009 Çarşamba
Yedek
"Kendimi yeşil sahalarda görmek istiyorum.
Yoksa Kulüp değiştirmem yakındır.
Yeteneklerim harcanmasın değil mi?"
şeklindeki açıklamaları dikkate alınmış olsaydı,
takım başarıdan başarıya koşardı.
Yoksa Kulüp değiştirmem yakındır.
Yeteneklerim harcanmasın değil mi?"
şeklindeki açıklamaları dikkate alınmış olsaydı,
takım başarıdan başarıya koşardı.
30 Mart 2009 Pazartesi
Abaysan Adası
Karaya çıktığı yıl ben diyeyim M.Ö.320 ,siz deyin M.Ö.300.
Önemli olan zaman değil zaten.
Dekadant'ın saçlarının en uzun olduğu dönem.
O kadar uzun ki denizden çıktığında ayağına dolanıp düşmesine neden olurmuş bu saçlar.
Kızımız sinirli o sıralar.
Eline aldığı taşı sivrilttikten sonra başlamış kesmeye canım saçları.
Kestikçe ağlıyormuş, ağladıkça deniz yükseliyormuş.
O kadar ağlamış ki deniz Abaysan Adası'nı yutmuş Dekadantla beraber.
Daha da sinirlenmiş bu duruma.
Balık olmuş suyu gören bacakları.
Elinde Bahreyn İncisi yüzmeye devam etmiş.
Bu incinin durumu Dekadant'ın saçlarınınkinden daha vahim.
Çok değerli sözü edilen inci.
Koruması için Dekadant'a veriliyor yıllar önce.
Bıkmış taşımaktan.
Bırakmış sonunda elinden.
Ama hüznü azalacağına daha da artmış.
Şaşkın şaşkın bakamaz olmuş etrafa.
Anlamaya başlamış her şeyi.
Anlamamayı özlemiş.
Önemli olan zaman değil zaten.
Dekadant'ın saçlarının en uzun olduğu dönem.
O kadar uzun ki denizden çıktığında ayağına dolanıp düşmesine neden olurmuş bu saçlar.
Kızımız sinirli o sıralar.
Eline aldığı taşı sivrilttikten sonra başlamış kesmeye canım saçları.
Kestikçe ağlıyormuş, ağladıkça deniz yükseliyormuş.
O kadar ağlamış ki deniz Abaysan Adası'nı yutmuş Dekadantla beraber.
Daha da sinirlenmiş bu duruma.
Balık olmuş suyu gören bacakları.
Elinde Bahreyn İncisi yüzmeye devam etmiş.
Bu incinin durumu Dekadant'ın saçlarınınkinden daha vahim.
Çok değerli sözü edilen inci.
Koruması için Dekadant'a veriliyor yıllar önce.
Bıkmış taşımaktan.
Bırakmış sonunda elinden.
Ama hüznü azalacağına daha da artmış.
Şaşkın şaşkın bakamaz olmuş etrafa.
Anlamaya başlamış her şeyi.
Anlamamayı özlemiş.
19 Mart 2009 Perşembe
Ne olursan ol gel!
1.Aşama: İnkar
2.Aşama: Kabullenme
3.Aşama: Mevlana
En sevdiği bölümdü son aşama. "O kadar bölüm atlamış mıyım?" derdi gülerek.
Sinestezik Noel ile tanıştıktan sonra mucizelerin o kadar da eğlenceli olmadığını gördü. Bir kişiyi bile hafızadan silmek bu kadar zorken yaşadığı her anı ayrıntısı ayrıntısına hatırlayabilmesi zor olmalı diye düşündü.
Nollywood'a gidesi geldi ama Hugo onu tuttu. Onun fotoğraflarına baktıkça gidesi kalasına dönüştü.
Ellerine baktı. Ellerine bakarak tuşlara dokunmaya devam etti. Gerçekleri görebildi ama sadece iki saniye. Sonra her şey yine bulanık.
Sonra gözlerini ovuşturdu hızlı hızlı. Çantasından çıkardığı ruju fırlattı gerçek gibi gördüğü tek kelimeye.
"Evet. Tam isabet " diye bağırdı.
Kararlı bu sefer böyle konuştuğuna bakmayın efendim.
2.Aşama: Kabullenme
3.Aşama: Mevlana
En sevdiği bölümdü son aşama. "O kadar bölüm atlamış mıyım?" derdi gülerek.
Sinestezik Noel ile tanıştıktan sonra mucizelerin o kadar da eğlenceli olmadığını gördü. Bir kişiyi bile hafızadan silmek bu kadar zorken yaşadığı her anı ayrıntısı ayrıntısına hatırlayabilmesi zor olmalı diye düşündü.
Nollywood'a gidesi geldi ama Hugo onu tuttu. Onun fotoğraflarına baktıkça gidesi kalasına dönüştü.
Ellerine baktı. Ellerine bakarak tuşlara dokunmaya devam etti. Gerçekleri görebildi ama sadece iki saniye. Sonra her şey yine bulanık.
Sonra gözlerini ovuşturdu hızlı hızlı. Çantasından çıkardığı ruju fırlattı gerçek gibi gördüğü tek kelimeye.
"Evet. Tam isabet " diye bağırdı.
Kararlı bu sefer böyle konuştuğuna bakmayın efendim.
28 Şubat 2009 Cumartesi
?
Parlaksa her yer,
göremez miyiz?
Dipteysek,
duyamaz mıyız?
Sudan çıktığımızda,
rüzgar çarparsa yüzümüze,
değişir mi yine kurduğumuz her şey?
"Evet ben buyum" dediğimizin ertesi günü aslında başka biri mi oluruz?
Dünya elimizdeyse,
ne için uğraşırız?
Doyduğumuzda,
kusmaya mı başlarız?
Tek olmayı unutup, çifte yapıştığımızda tek mi kalırız?
Geliş ve gidiş ipucu mu verir?
Ben olmayı unutursak, hatırlatırlar mı?
göremez miyiz?
Dipteysek,
duyamaz mıyız?
Sudan çıktığımızda,
rüzgar çarparsa yüzümüze,
değişir mi yine kurduğumuz her şey?
"Evet ben buyum" dediğimizin ertesi günü aslında başka biri mi oluruz?
Dünya elimizdeyse,
ne için uğraşırız?
Doyduğumuzda,
kusmaya mı başlarız?
Tek olmayı unutup, çifte yapıştığımızda tek mi kalırız?
Geliş ve gidiş ipucu mu verir?
Ben olmayı unutursak, hatırlatırlar mı?
1 Şubat 2009 Pazar
Yukarıda Balıklar Yüzüyor
Yukarıda balıklar yüzüyor.
Yerçekimi yok.
Gökyüzünün olduğu yer okyanus,
Ortada biz.
En altta gökyüzü.
Arada yunuslar su sıçratıyor yüzümüze.
Kafalarını uzatıp selam veriyorlar.
Kuşlar aşağıda uçarken bize bakıp şarkı söylüyorlar.
Ne oldu da böyle bir karmaşa oldu.
Bilmiyorum.
Umrumda da değil aslında.
Okyanus yukarıda da güzelmiş diyorum bisikletimle gezerken.
Bir ahtapot çarpıyor kafama.
Ona bakıp gülümsüyorum.
Yağmur yağmaya başlıyor.
Ama şemsiye kullanamıyorum.
Çünkü saçlarım ıslanmıyor.
Yeni bir şeyler bulmalılar diyorum.
Yağmur aşağıdan yağıyor.
Yüzmek için merdiven bulmam lazım.
Tırmandıktan sonra suya giriyorum ve yüzmeye başlıyorum.
Su çok soğuk.
Bir balina beni görüyor.
Kızmış bana.
Bakışlarından anlıyorum.
Burada yüzmemi istemiyor.
Balinaya şeker veriyorum.
Şekeri yedikten sonra deniz yıldızına dönüşüyor.
Ve parlamaya başlıyor.
Gözlerim kamaşıyor.
Ona hoşçakal deyip ortaya geri dönüyorum.
Aşağıya bakıyorum.
Güneş içimi ısıtıyor.
Mutlu oluyorum.
Yerçekimi yok.
Gökyüzünün olduğu yer okyanus,
Ortada biz.
En altta gökyüzü.
Arada yunuslar su sıçratıyor yüzümüze.
Kafalarını uzatıp selam veriyorlar.
Kuşlar aşağıda uçarken bize bakıp şarkı söylüyorlar.
Ne oldu da böyle bir karmaşa oldu.
Bilmiyorum.
Umrumda da değil aslında.
Okyanus yukarıda da güzelmiş diyorum bisikletimle gezerken.
Bir ahtapot çarpıyor kafama.
Ona bakıp gülümsüyorum.
Yağmur yağmaya başlıyor.
Ama şemsiye kullanamıyorum.
Çünkü saçlarım ıslanmıyor.
Yeni bir şeyler bulmalılar diyorum.
Yağmur aşağıdan yağıyor.
Yüzmek için merdiven bulmam lazım.
Tırmandıktan sonra suya giriyorum ve yüzmeye başlıyorum.
Su çok soğuk.
Bir balina beni görüyor.
Kızmış bana.
Bakışlarından anlıyorum.
Burada yüzmemi istemiyor.
Balinaya şeker veriyorum.
Şekeri yedikten sonra deniz yıldızına dönüşüyor.
Ve parlamaya başlıyor.
Gözlerim kamaşıyor.
Ona hoşçakal deyip ortaya geri dönüyorum.
Aşağıya bakıyorum.
Güneş içimi ısıtıyor.
Mutlu oluyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)