23 Aralık 2010 Perşembe

Henry

"Buldum." diye bağırdı Henry.
Hep böyle bağırır bir şeyler bulduğunda.
Daha doğrusu bulduğunu sandığında.
Yani şimdiye kadar elle tutulur bir şey bulduğunu gören olmadı.
Henry kim mi?
Henry, İsveçli bir bilimadamı.
Sapsarı saçları ve bıyıkları var.
Daha doğrusu sigaradan sararmış bıyıkları var.
Günde 2 saat uyur.
Günün 22 saatini evinin bodrumundaki laboratuarında geçirir.
Geri kalan 2 saatini de çatı katındaki odasında.
O gün "Buldum." diyerek odasından fırladı.
Ve mutfağa doğru koşmaya başladı.
Ben de o sırada en sevdiği tatlıyı hazırlıyordum.
"Ne oldu, yine ne buldun?" dedim.
"Seni buldum." dedi.
Gülmeye başladım.
"Buna sevindim." dedim.
Aniden masadan bir bıçak aldı ve parmağına batırdı hafifçe.
Bir damla kan aktı tabağa.
Sonra tabağı lambadan gelen ışığa doğru tuttu.
"İşte bak. Teorikte bu sensin." dedi.
"Nasıl?"dedim.
"Atom hızlı olandan daha hızlıdır.
Ama rakamsal olarak değil.
Düşünsel olarak.
Işık ne kadar dese de en hızlı olan benim diye.
Daha yola koyulmadan yapışır üzerine havadakiler.
Yani atom o kadar düşkündür ki parlayana,
son nefesine kadar ona kenetlenir.
O gün geldiğinde, ayrılık günü,
ışık aynı hızla yoluna devam eder.
Gözünde belli belirsiz bir kaç damla yaşla.
Anladın mı Lorenz?" dedi Henry anlattıkları bittiğinde.
Hiçbir şey anlamadım dediklerinden.
Ama "Anladım." dedim.
"Aferin Lorenz." dedi.
Şarkı söyleyerek laboratuarına indi.

1 yorum:

** dedi ki...

lorenz anlamış aslında; henry'i..

Site Meter