7 Aralık 2010 Salı

Bölünme

İlk savaşım bu.
Akimatoyla.
Sanki hep savaşmışım.
Elimde bir samuray kılıcı.
Üzerinde anlamını bilmediğim işaretler.
Onun elinde de bir kılıç var.
Kılıcı selamladım sonra da akimatoyu.
Bir gong sesi duydum ardından.
Ve kılıç hareket etmeye başladı.
Yoksa hareket eden ben miydim?
Dövüşüyordum Akimatoyla.
İşte her şey böyle başladı.
Bir kılıç darbesiyle.
Ve bölündük.
Nasıl bölündük?
İçimizde biz 3'e.
Niye bölündük biz 3'e.
Hazır değilsin sen dedi Akimato.
Beni kılıcıyla 3 eşit parçaya böldüğünde.
Savaş yeni başladı dedi.
Amacın birleşmek.
3 parça halinde ben bir ölüyüm dedim.
Güldü.
Asıl şimdi yaşamaya başladın dedi.
Diğer 2 parçamı alıp yanından uzaklaştım.
Parçalardan biri masada duran elmayı yemeye başladı.
Diğeri gözlerini gökyüzüne dikti.
Çocuklar dedim evimde güzel yemekler ve süper bir gökyüzü var.
Elimi sıkıca tuttular.
Eve doğru yola koyulduk.

20 Ekim 2010 Çarşamba

Deja Vu

1 metre.
15 metre.
Hatta daha fazla.
Burnu artık çok hassastı.
Genzini yakanı duymakta zorlanmıyordu artık.
Sabah 5 sularıydı.
Duyduğunda.
Biri kapıya vuruyordu.
Ama durmadan.
Gitgide artıyordu şiddeti sesin,
kokunun.
Birbirlerine bakıyorlardı korkuyla.
Göz bu resmi görmüştü daha önce.
Daha önce yapmıştım dedi eller bu resmi.
Bu koku çok tanıdık dedi bir diğeri.
Aralarında sessizce konuştular uzun bir süre.
Sonra sustular.
Ses de sustu.

1 Ekim 2010 Cuma

Susma!

Benzeyemem ben sana.
Kimseye.
Sen de benzeyemezsin bana.
Kimseye.
Nedendir benzetmeye çalışman.
Ben, sen olursam,
Ölürüm.
Sen, ben olursan,
Ölürsün.
Nefes alamazsın.
Susarsın.
Sen susarsan, dünya susar.

11 Haziran 2010 Cuma

Yazmak

Farketti sonunda.
Kelimelerin beyazın üzerindeki güzelliğini.
Sakin sakin parmaklarından akışını.
Yürüyordu kelimeler huzur içinde.
Zihni sakindi.
Kanı izlediği yolda huzurluydu.
Ortaya çıkan tamdı.
Tam olarak oydu.
Gülümsüyordu.
Gördükleri onu ifade ediyordu.
Yazmak buydu.
Yazmak oydu.
Bulmuştu sonunda mutluluğu.
Mutluluk oydu.
Yazmak mutluluktu.

13 Mayıs 2010 Perşembe

Sıra

Luna saymaya başladı.
1-2-3-4-5-6-7'ye geldiğinde durdu.
Ve hipnotize olmuş gibi bir noktaya bakmaya başladı.
Yedi.
Yedi.
Yedi.
Durmadan tekrarlıyordu bu sayıyı.
8 sigarasını yakıp, sırasının gelmesini bekliyordu.
8 bu işlerden anlar.
Dünyaya 502 defa gelmiş.
502 defa büyümüş.
Düşün ki ne kadar üşümüş.
O nedenle Luna'ya kızmamış.
8 zaten kızmayı bilmezmiş.
Bir cafeye gidip kahve istemiş.
Türk kahvesi.
Orta şekerli.
Elinde "Sahilde Kafka".
Yanında dokuz ve on.
Değmeyin keyiflerine.
O sırada Luna telefon etmiş.
8 açmış telefonu.
Luna hala " 7 " diyormuş.
" 7 ile 8'i çarpınca konuşalım." demiş 8.
Ve telefonu kapamış.
"Nerede kalmıştık?" demiş 9 ve 10'a.

11 Şubat 2010 Perşembe

...

Heyecanla bekliyorum.
Beklerken yazamıyorum.
Bekletiyorum kendimi.
Geri çekiyorum.
Ama işte o şarkı.
Evet o şarkı.
Birden harekete geçirdi parmaklarımı.
Parmaklarım dokunmak istedi tuşlara.
Yakalamak istedi uçan kelimeleri.
Oltamı atıyorum havaya.
Ve kırmızı bir kelime takılıyor ağıma.
Onu alıyorum elime.
Sonra kıyamıyorum.
Bırakıyorum tekrar.
Nefes alabilsin diye.
Evet.
Nefes alabiliyor kelimelerim.
Gerçekten.
Oksijen iyi geliyor onlara.
Yüzlerine renk geliyor.
Mutlu oluyorlar.
Onlar mutlu olunca ben de mutlu oluyorum.

14 Aralık 2009 Pazartesi

Dua

Biz daha dünyada yokken
Daha doğrusu daha dünya yokken
Yani hiçken biz
Bir o kadar da her şeyken
Dansedermiş ruhlar.
Milyonlarcası hep beraber,
dalgalanırmış boşlukta.
Dua ederlermiş ağlayarak.
Tek bir istekleri varmış.
Birbirlerine dokunabilmek.
O kadar çok dansetmişler ki
sonunda duaları kabul olmuş.
Gözlerini açtıklarında birbirlerine dokunabilir olmuşlar.
Ama ne olduklarını, nereden geldiklerini unutmuşlar.
Boyut değiştirmenin yan etkilerinden biriymiş bu.
Hafıza kaybı.
Kim olduklarını hatırlamaları zaman almış.
Uzun bir zaman.
Her şeyi hatırladıklarında yaşlanmışlar.
Yorulmuşlar.
Ama asla pişman olmamışlar.
Gülümsemişler.
Ve hep birlikte dans etmeye devam etmişler,
kaldıkları yerden.
Site Meter