Tamam.
Kabul ediyorum.
Yıllara takmış durumdayım.
Rakamları sevmem normalde ama.
Bu farklı.
Alanı daraltmasını seviyorum.
Kocaman olanı minicik yapmasını seviyorum.
Evet.
Beklenen an geldi.
Yıl 2003.
Büyü'nün büyücü olduğu yıl.
Bir meteor düşerse insanın kafasına başka ne olabilirdi ki
Olanlar olmuş.
Büyü, büyücü olmuş.
Büyücü Büyü.
Ondan sonra küçülmeye başlamış.
Küçüldükçe sevilmiş.
Kısır bir döngü anlayacağın.
Yıl 2010.
Büyücü büyümüş.
Büyük bir büyücü olmuş.
Boyu 2 metreye ulaşmış.
Kapılardan geçemez olmuş.
Bu duruma çok sinirlenmiş.
Bacaklarını kesmiş.
Sonra mutlu bir büyücü olmuş.
Umutlanmış.
Ne de olsa umutsuzluğa kapılmanın büyük bir suç olduğunu biliyormuş.
Bunu bir kitapta okumuş.
Ama şuan hangi kitap olduğunu hatırlamıyor.
Unutkan bir büyücü olmuş sonra.
Günün birinde o da büyülenmiş.
Ünlenmiş.
Küllenmiş.
Miş.
28 Ekim 2009 Çarşamba
26 Ekim 2009 Pazartesi
Cambaz
Minik Cambaz Bebekler!
Bu ilanı gördüğüm yıl 1230.
O zamanlar gencim.
İçim kıpır kıpır.
Uçmak istiyorum.
Bir mutluluk ki sormayın.
Neyse konumuza dönelim.
Panodaki resimde 30 tane bebek ellerindeki biberonla ince ve uzun bir ipin üzerinde ilerliyor.
İlginç bir şekilde çok rahat gözüküyorlar.
Kimisi gülüyor.
Kimisi sütünü içiyor.
Gözlerinde korku veya heyecan belirtisi yok.
O an bu gösteriye gitmeye karar veriyorum.
Gösteri saat 11.00'deymiş.
Saat:11.10-Gösterinin yapılacağı meydandayım.Anjelique ile konuşmaya dalmışım. Geç kaldım.
Saat:11.11-Meydan çok kalabalık. Gözlerimle önlerde yer bulmaya çalışıyorum.
Saat:11.12-En öndeyim.
Saat:11.13-Müzik başladı.
Saat:11.14-Bebekler görüldü.
Saat:11.15-Kalabalıktan çıt çıkmıyor.
Saat:11.16-Galiba dilimi yuttum.
Saat:11.17-Bu bebekler daha kendilerini bilmezken nasıl olur da bu ipin üzerindeler.
Saat:11.18-Bebeklerden 10u yere düştü. Kalabalıktan yükselen sesler. Çığlıklar.
Saat:11.19-Yirmi bebek hala hayatta.
Saat:11.20-Bu gösteriyi düzenleyen cambaz, kalabalığı yatıştırmak için konuşmaya başladı.
Bu konuşmadan kısa kısa alıntılar:
"...İnce çizgiler ey ahali
ince çizgiler.
Kimini deli yapar, kimini dahi.
Kimini yerden yere vurur, kimini büyütür.
Kimini saf yapar, kimini salak.
Kimini de benim gibi darağacına götürür...."
Bu konuşmayı yapan cambaz 10 dakika sonra meydanın ortasındaki darağacına asılır.
Suçu: 10 bebeğin ölümüne sebebiyet vermek.
Saat:11.40-Evimdeyim.
Bu ilanı gördüğüm yıl 1230.
O zamanlar gencim.
İçim kıpır kıpır.
Uçmak istiyorum.
Bir mutluluk ki sormayın.
Neyse konumuza dönelim.
Panodaki resimde 30 tane bebek ellerindeki biberonla ince ve uzun bir ipin üzerinde ilerliyor.
İlginç bir şekilde çok rahat gözüküyorlar.
Kimisi gülüyor.
Kimisi sütünü içiyor.
Gözlerinde korku veya heyecan belirtisi yok.
O an bu gösteriye gitmeye karar veriyorum.
Gösteri saat 11.00'deymiş.
Saat:11.10-Gösterinin yapılacağı meydandayım.Anjelique ile konuşmaya dalmışım. Geç kaldım.
Saat:11.11-Meydan çok kalabalık. Gözlerimle önlerde yer bulmaya çalışıyorum.
Saat:11.12-En öndeyim.
Saat:11.13-Müzik başladı.
Saat:11.14-Bebekler görüldü.
Saat:11.15-Kalabalıktan çıt çıkmıyor.
Saat:11.16-Galiba dilimi yuttum.
Saat:11.17-Bu bebekler daha kendilerini bilmezken nasıl olur da bu ipin üzerindeler.
Saat:11.18-Bebeklerden 10u yere düştü. Kalabalıktan yükselen sesler. Çığlıklar.
Saat:11.19-Yirmi bebek hala hayatta.
Saat:11.20-Bu gösteriyi düzenleyen cambaz, kalabalığı yatıştırmak için konuşmaya başladı.
Bu konuşmadan kısa kısa alıntılar:
"...İnce çizgiler ey ahali
ince çizgiler.
Kimini deli yapar, kimini dahi.
Kimini yerden yere vurur, kimini büyütür.
Kimini saf yapar, kimini salak.
Kimini de benim gibi darağacına götürür...."
Bu konuşmayı yapan cambaz 10 dakika sonra meydanın ortasındaki darağacına asılır.
Suçu: 10 bebeğin ölümüne sebebiyet vermek.
Saat:11.40-Evimdeyim.
22 Ağustos 2009 Cumartesi
Aurora 2
" Hayvan olman suç değil ki,
Suç olan hayvan olman gereken yerde insan,
insan olman gereken yerde hayvan olmandır.
Bu mucizevi tezatlıktan korkma.
Parla ve güzelliğini anla ey ademoğlu." dedi Aurora
Ve gözlerini açtı.
Gözlerini açtığı an gece gündüz oldu.
Bundan sonra insanlığı gecesiz bir 6 ay bekliyordu.
Evet.
Gecesiz bir 6 ay.
Suç olan hayvan olman gereken yerde insan,
insan olman gereken yerde hayvan olmandır.
Bu mucizevi tezatlıktan korkma.
Parla ve güzelliğini anla ey ademoğlu." dedi Aurora
Ve gözlerini açtı.
Gözlerini açtığı an gece gündüz oldu.
Bundan sonra insanlığı gecesiz bir 6 ay bekliyordu.
Evet.
Gecesiz bir 6 ay.
8 Ağustos 2009 Cumartesi
Miles&Rio
" Benim " h " halime takılmayı bırakıp, " i " halime bak artık. " diye bağırdı Rio elindeki vazoyu duvara fırlatırken.
Miles sağa doğru hamle yapmasaydı, vazo alnının tam ortasına isabet edecekti.
Bir an şanslı olduğunu hissetti.
Ama sadece bir an.
Sonra yıldızlar, yıldızlar, yıldızlar.
" Biri bana mı sesleniyor? " diye sayıklarken Miles kendine gelmeye başlamıştı.
Demek ki 2. vazodan kurtulabilecek kadar şanslı değildi.
Rio durmadan ağlıyordu.
Pişmanlık, pişmanlık, pişmanlık.
" Sussa artık. Bu vıyaklamayı duymaktansa kafama bir vazo daha yemeye razıyım. " diye aklından geçiriyordu.
Birden sustu Rio." Aklımdan geçenleri mi duydu acaba? " diye düşünürken tedirgin bir şekilde gözlerinin içine bakıyordu Rio'nun.
Rio ayağa kalktı. Topuklu ayakkabılarını giydi.Kapıyı sertçe kapatıp evden dısarı çıktı.
Yerde kırılmış vazolar, Miles'ın kanı, Miles, sandalyeler, yastıklar.
" Bunları toplamam mı gerekiyor? " derken beyin kanaması.
Miles sağa doğru hamle yapmasaydı, vazo alnının tam ortasına isabet edecekti.
Bir an şanslı olduğunu hissetti.
Ama sadece bir an.
Sonra yıldızlar, yıldızlar, yıldızlar.
" Biri bana mı sesleniyor? " diye sayıklarken Miles kendine gelmeye başlamıştı.
Demek ki 2. vazodan kurtulabilecek kadar şanslı değildi.
Rio durmadan ağlıyordu.
Pişmanlık, pişmanlık, pişmanlık.
" Sussa artık. Bu vıyaklamayı duymaktansa kafama bir vazo daha yemeye razıyım. " diye aklından geçiriyordu.
Birden sustu Rio." Aklımdan geçenleri mi duydu acaba? " diye düşünürken tedirgin bir şekilde gözlerinin içine bakıyordu Rio'nun.
Rio ayağa kalktı. Topuklu ayakkabılarını giydi.Kapıyı sertçe kapatıp evden dısarı çıktı.
Yerde kırılmış vazolar, Miles'ın kanı, Miles, sandalyeler, yastıklar.
" Bunları toplamam mı gerekiyor? " derken beyin kanaması.
7 Ağustos 2009 Cuma
Ses
Dışarıdan gelen korkunç ses yüzünden o sabah erken uyandı Alphonse.
Kulaklarını elleriyle kapatıp ağzını kocaman açtı.
Sesin etkisi azalır umuduyla.
Ama nafile.
Ses sanki giderek yükseliyordu.
Dolabı açtı.
Mavi aynalı kutusunda duran kulak tıkaçlarını alıp kulaklarına yerleştirdi.
Yatağına uzandı.
Ama yine duyuyordu aynı korkunç sesi.
O kadar yüksek bir sesti ki birazdan kafatasının ikiye ayrılıp beyninin akacağına yemin edebilirdi.
Ardı ardına bombalar patlıyordu sanki.
" Dünya mı yok oluyor acaba* " diye düşünüyordu kafasını yastığa bastırırken.
1 saat geçmişti yaşadığı bu işkencenin üzerinden.
Ama kulak zarları hala patlamamıştı.
" Patlasalar keşke de dursa bu korkunç ses. " diye içinden geçiriyordu.
O sırada aklına dahiyane bir fikir geldi.
Kulak temizleme çubuklarını alıp kulaklarına yerleştirdi.
En sevdiği şarkıyı sonuna kadar açtı.
Ne de olsa bir daha dinleyemeyecekti.
Şarkı bittiği an gözlerini kapattı ve ellerini kulaklarının yanına getirdi.
Ve birden bütün gücüyle vurarak çubukları kulağına soktu.
Anlık bir acı hissetti.
Sonrası ise sonsuz bir huzur.
Kulaklarını elleriyle kapatıp ağzını kocaman açtı.
Sesin etkisi azalır umuduyla.
Ama nafile.
Ses sanki giderek yükseliyordu.
Dolabı açtı.
Mavi aynalı kutusunda duran kulak tıkaçlarını alıp kulaklarına yerleştirdi.
Yatağına uzandı.
Ama yine duyuyordu aynı korkunç sesi.
O kadar yüksek bir sesti ki birazdan kafatasının ikiye ayrılıp beyninin akacağına yemin edebilirdi.
Ardı ardına bombalar patlıyordu sanki.
" Dünya mı yok oluyor acaba* " diye düşünüyordu kafasını yastığa bastırırken.
1 saat geçmişti yaşadığı bu işkencenin üzerinden.
Ama kulak zarları hala patlamamıştı.
" Patlasalar keşke de dursa bu korkunç ses. " diye içinden geçiriyordu.
O sırada aklına dahiyane bir fikir geldi.
Kulak temizleme çubuklarını alıp kulaklarına yerleştirdi.
En sevdiği şarkıyı sonuna kadar açtı.
Ne de olsa bir daha dinleyemeyecekti.
Şarkı bittiği an gözlerini kapattı ve ellerini kulaklarının yanına getirdi.
Ve birden bütün gücüyle vurarak çubukları kulağına soktu.
Anlık bir acı hissetti.
Sonrası ise sonsuz bir huzur.
28 Temmuz 2009 Salı
Gözlükler
"Güneş gözlüklerini takmayı unutma" dedi.
Gözlerini kamaştıran ışığa bakarken.
O sırada plaj çantasından 5 metre uzunluğunda, 2 metre genişliğinde 2 gözlük çıkardı.
Birini Suziye verdi.
Diğerini kendi taktı.
Beyaz, kocaman,2 gözlük.
Sapları yok.
Gözbebeklerini algıladığı an havada asılı duruyor.
Herkeste bu gözlüklerden var.
Plaja kuşbakışı baktığında muhteşem renkleriyle bu gözlükleri görüyorsun.
Gelelim Suzi'ye.
Suzi bu gözlüklerden birini taktığı an her şeyi unuttu.
"Ben kimim?, niye burdayım?" diye plajda koşturmaya başladı.
Tabi Arthur da peşinden.
2 dakika sonra Suzi'yi yakaladı ve gözlüğü çıkardı.
Yaşadığı hayalkırıklığı Arthur'un yüzünden okunuyordu.
Sadece "niye?" diyebildi.
Görevlileri çağırdı ve Suzi'yi plajdan atmalarını söyledi.
Suzi ne olduğunu anlamadığı için şaşkın şaşkın etrafına bakıyordu.
Arthur ise şezlonguna uzandı ve güneşlenmeye devam etti.
Etrafa onun gibi bakanlarla beraber.
Gözlerini kamaştıran ışığa bakarken.
O sırada plaj çantasından 5 metre uzunluğunda, 2 metre genişliğinde 2 gözlük çıkardı.
Birini Suziye verdi.
Diğerini kendi taktı.
Beyaz, kocaman,2 gözlük.
Sapları yok.
Gözbebeklerini algıladığı an havada asılı duruyor.
Herkeste bu gözlüklerden var.
Plaja kuşbakışı baktığında muhteşem renkleriyle bu gözlükleri görüyorsun.
Gelelim Suzi'ye.
Suzi bu gözlüklerden birini taktığı an her şeyi unuttu.
"Ben kimim?, niye burdayım?" diye plajda koşturmaya başladı.
Tabi Arthur da peşinden.
2 dakika sonra Suzi'yi yakaladı ve gözlüğü çıkardı.
Yaşadığı hayalkırıklığı Arthur'un yüzünden okunuyordu.
Sadece "niye?" diyebildi.
Görevlileri çağırdı ve Suzi'yi plajdan atmalarını söyledi.
Suzi ne olduğunu anlamadığı için şaşkın şaşkın etrafına bakıyordu.
Arthur ise şezlonguna uzandı ve güneşlenmeye devam etti.
Etrafa onun gibi bakanlarla beraber.
30 Mayıs 2009 Cumartesi
Adolf'un Tekerlemesi
Adolf nehir kenarında yürürken şu tekerlemeyi tekrarlıyordu sesli bir şekilde:
" Mutluyum, çok mutluyum, uçuyorum adeta."
120 defa tekrarladı bu tekerlemeyi.
Etraftaki kuşlar, böcekler hatta bulutlar bile etkilenmişti bu tekerlemeden.
Onlar da söylemeye başladılar hep bir ağızdan.
Herkesin yüzü gülüyordu.
Angela Köprüsü'nün üzerine kadar bu büyülü tekerlemeyi söyleyerek geldiler.
Birden gök gürlemeye başladı.
Ne olduğunu anlamak için kafamı yukarı kaldırdım.
Bulutlar ağlamaya başlamıştı, kuşlarla birlikte.
Hiçbir şey anlamıyordum bu olup bitenden.
Adolf bir şeyler biliyordur belki diye ona döndüm.
Köprünün üzerine çıkmış bana el sallıyordu.
Ve birden kendini korkuluklardan aşağı bıraktı.
Hayal gördüğümü sandım ilk önce yaşadığım şokun etkisiyle.
Ama her şey o kadar gerçekti ki yerimden kıpırdayamıyordum.
Omzuma dokunan elin sıcaklığıyla kendime geldim.
Gülümsüyordu elin sahibi.
Hiç bir korku veya şaşkınlık belirtisi yoktu yüzünde.
Bütün bu olanlara rağmen yüzündeki sakinlik şaşırtmıştı beni.
İçimden geçenleri duyuyormuş gibi konuşmaya başladı.
" Mutlu olmak istediklerini mi sanıyorsun gerçekten? " dedi.
" Mutlu olmayı kim istemez ki? " dedim sinirli bir şekilde.
" Mutluluk, ağır gelir bedenlere. Taşıyamazlar uzun süre. Bu nedenle kendi elleriyle yok ederler o heyecanı. " dedi aynı sakinlikle.
Bu yaşlı adamın dedikleri doğru olabilir miydi?
" Mutluyum, çok mutluyum, uçuyorum adeta."
120 defa tekrarladı bu tekerlemeyi.
Etraftaki kuşlar, böcekler hatta bulutlar bile etkilenmişti bu tekerlemeden.
Onlar da söylemeye başladılar hep bir ağızdan.
Herkesin yüzü gülüyordu.
Angela Köprüsü'nün üzerine kadar bu büyülü tekerlemeyi söyleyerek geldiler.
Birden gök gürlemeye başladı.
Ne olduğunu anlamak için kafamı yukarı kaldırdım.
Bulutlar ağlamaya başlamıştı, kuşlarla birlikte.
Hiçbir şey anlamıyordum bu olup bitenden.
Adolf bir şeyler biliyordur belki diye ona döndüm.
Köprünün üzerine çıkmış bana el sallıyordu.
Ve birden kendini korkuluklardan aşağı bıraktı.
Hayal gördüğümü sandım ilk önce yaşadığım şokun etkisiyle.
Ama her şey o kadar gerçekti ki yerimden kıpırdayamıyordum.
Omzuma dokunan elin sıcaklığıyla kendime geldim.
Gülümsüyordu elin sahibi.
Hiç bir korku veya şaşkınlık belirtisi yoktu yüzünde.
Bütün bu olanlara rağmen yüzündeki sakinlik şaşırtmıştı beni.
İçimden geçenleri duyuyormuş gibi konuşmaya başladı.
" Mutlu olmak istediklerini mi sanıyorsun gerçekten? " dedi.
" Mutlu olmayı kim istemez ki? " dedim sinirli bir şekilde.
" Mutluluk, ağır gelir bedenlere. Taşıyamazlar uzun süre. Bu nedenle kendi elleriyle yok ederler o heyecanı. " dedi aynı sakinlikle.
Bu yaşlı adamın dedikleri doğru olabilir miydi?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)